değişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
değişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Şubat 2012

Yani aslında demek istiyorum ki:

 .




“Çok sessizsin” diyenlere, “Çıkardığım seslerin volümünü düşürdüm sadece. Karıncalarla konuşuyorum artık.” demek istiyorum.

Pahalı eşyalarla evlerini doldurup doldurup, sonra onlarla ilgileneyim derken sağlığını kaybedenlere “Sahip oldukların zamanla sana sahip olur” demek istiyorum.

Mutlu olmak için ha bire başkalarının mutluluklarından çalanlara “Yetinmeyi bilmeyen mutlu olamaz” demek istiyorum.

Mekân değiştirince huzur bulacağını sananlara –aslında sadece huzur bozuculuk yapanlara- “gittiğin yere aynı kafayı götürdüğün sürece huzur bulamazsın.” demek istiyorum.

Ve bazen abartıp “Her şeyinizle nasıl yapaysınız, nasıl!” demek istiyorum.

Yani bunların hepsini böylece demek istiyorum da, hiçbirini diyemiyorum. Ancak böyle kalem oynatıyorum. Sessizliğimden niye korkuyorlar şimdi daha iyi anlıyorum; bi konuşursam neleri sustuğum çıkacak ortaya.

---

Yogaya başlamaya karar verdim. Bu soğuk kentte güneş ışığını gördüğüm ilk dakika bağdaş kuracağım ve güneşi selamlayacağım.






.

22 Aralık 2011

"İşgalci Bir Aşk Bu!"


                                                       (Okulumuzdaki Starbucks işgalinden)




.

09 Eylül 2011

Değişim ve Karışım

Değişim

            Kafkaesk bir değişimden söz etmiyorum. Kast ettiğim kavram hayli basit. Düşünce düzlemim realist. Yalnızca “Değişim neden?” diye bir soru sordum kendime, cevabını arıyorum.

Neyse ki cevaplayacak pek çok bilim dalı, disiplin, doktrin, öğreti vs. mevcut. Peki,  bunlardan bana ne? Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu bilmek bana değişirken yarar sağlayacak mı? Ya da aynı ırmakta iki kere yıkanamıyor olmama çok mu sevinmeliyim? Ben bir soru soruyorum. İnsana ait bir cevap arıyorum. İnsan; bilimadamlarının, feylesofların tayin ettiği gibi mi değişiyor? Sahi, biz öyle mi farklılaşıyoruz?

Bilim her zaman mutlu etmiyor beni. Aksine bazen tasvir etmekten öteye gitmiyor,  tatmin edemiyor. Neden sonra, o ünlü “bilgi kirliliği”nin içine düşmüş, debelenirken buluyorum kendimi.  Neden değişmekten bunca korktuğumuza bir açıklama var mı mesela? Varsa bile mantıklı mı? Mantıklıysa, korkunç olmaktan uzak mı?

Bunları bilmiyorum, ama hep devindiği için hiç korkmadığım tek şey var: kafelerdeki çikolata şelaleri! Onun dışında korkuyorum ben biraz. Kim korkmuyor? Korkmayan var mı? Ya da sahici bir cesaretle karşı durmayı göze alan?



 Karışım

İşte her şey, buradan sonra karıştı. Ben sadece kendi çapımda eğleniyordum aslında. Fark ettiyseniz, soru sormayı çok severim. Hep sorma halindeyim. Ancak, tüm bunları düşünüp kenara koyunca, yeni bir kitaba başladım. Italo Calvino’dan, Ağaca Tüneyen Baron adlı fantastik roman.  Romanın ana izleği; ileride baron olmamak için babasına karşı koyan oniki yaşındaki çocuğun ağaçlara çıkması, ölünceye dek tüm hayatını  ağaçlarda geçirmesi ve kendine has başkaldırı yöntemleri. Calvino’nun kurguladığı üstkurmaca dünyada olmayacak şeyler olabilirmiş gibi gösteriliyor (tıpkı diğer tüm üstkurmaca metinlerde olduğu gibi). Ağaçtan hiç inmeden yaşayan bir kahramanımız var; Cosimo keçi sağıyor, kuş vuruyor, ağaçları buduyor, hatta âşık oluyor, seks yapıyor. Roman Cosimo’nun kardeşi Bioggio’nun bakış açısından veriliyor. Anlatıcımız Bioggio, ağabeyinden şöyle bahsediyor:

                           “Onun gerçeği başka bir düzene bağlıydı, sözcüklerle değil, Sadece onun yaşadığı gibi yaşamakla anlatılabilirdi. Ölünceye kadar yaptığı gibi, acımasızca kendine sadık kalarak ve değişmeyerek bütün insanlara bir ders verebilirdi.”

            Ölünceye kadar değişmemek, değişmemeyi başarmak ve ilkelerine sadık kalmak;  Cosimo’nun   yapmaya çalıştığı bu, aslında. Calvino, fantastik dünyasında değişimi “kötü ve karşı konulması gereken bir süreç” olarak im(ge)liyor. Babasına kızan ‘12’ yaşındaki aristokrat bir çocuk “değişim”e karşı koymak için ağaçlara çıkıyor. Sırf bu yüzden, bir ütopyaya kaçıyor. Belki de, değişmesinden hoşnut olmadığı ayak bastığı o yer’i, gök’e tercih etmiyor, hep bir metre yukarıda yaşıyor. “Her şeyin değişmesi için, seçme yeteneğinden yoksun, açgözlülükleri içinde ileri görüşlü olmayan, kendi çıkarları da dahil hiçbir şeye bağlanamayan yeni kuşakların çıkagelmesi yetti.” Calvino, burada yeni nesilden hiç umutlu olmadığını ima ediyor sözgelimi. Seçme yeteneğinden yoksunuz biz. Seçmiyor, seçiliyoruz. Seçtiriyoruz kendimizi.

Bu zamana kadar yaptığım tüm çıkarımlara taban tabana zıt düşen bir roman ve beni büsbütün ikircime sokan  fantastik bir dünya. Bazen ben de romanlarda yaşamak istiyorum. Ama  Calvino, okuyup da içinde olmak istemediğim o fantastik evrenlerden birini kurgulamış bu sefer. Buna rağmen, kahramanın başkaldırısı öylesine güçlü, öylesine yenilmez ki ‘keşke hayat, ya da hayatı hayat yapan “değişim” postmodernist bir roman olabilseydi’ diye geçiriyorum içimden. Ne yazık ki öyle olmaktan çok uzak. Cosimo, sonradan mecburen üstlendiği Ombrosa baronluğu görevini yaparken dünyayı değiştiremiyor belki, ama anlamaya çalışıyor; olanca isyankârlığıyla hastalığa bile aldırmıyor, ölümü de gerçekdışı vuku buluyor.

Kitabın sonlarına doğru Cosimo’nun savaştığı polisler şöyle bağırıyor: “Yeter! Susalım! Bitmedi mi bu rezalet? Her kim şarkı söylerse vururuz!” Her kim şarkı söylerse, vuracaklarmış. Şiir okuyup şarkı söyleyenleri susturanlar var. Size de bir yerlerden tanıdık geliyor mu? Belki de Cosimo haklıdır. Belki de hiç değişmemeliyizdir.




Kişisel kitap okuma notlarım:

*ilk defa Calvino okuyorum, açıkçası biraz tedirginlikle başladım. Ama kitap gerçekten çok iyi. Benim gibi hiç okumamış olanlara, ilk okuma olarak öneririm.  Daha önce okuyanlar da bize yeni öneriler verir belki? J
**Çevirisine gelince, yine bir ilk olarak Aydın Emeç çevirisi ile karşılaşıyorum. Emeç, sevdiğim çevirmenlerin arasına girdi. Daha ilk sayfada “Böyle bir serkeşlik görülmemiştir.” cümlesiyle beni benden aldıJ